22 Ağustos 2017 Salı

REKABET HUKUKUNDA ÜÇ KAT TAZMİNAT TALEBİ VE ZARARI HESAPLAMA YÖNTEMİ




Yrd. Doç. Dr. Hamdi PINAR, LL.M.
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Öğreti Üyesi


I. GİRİŞ

Rekabet Kurulu tarafından 12 bankaya 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlali nedeniyle idari para cezası vermiştir. Karara karşı açılan iptal davaları idare mahkemelerince reddedilmiş ve Danıştay da bunları onamıştır. Danıştay’ın verdiği karara karşı karar düzeltmeye gidilmiş, ancak henüz bir karar çıkmamıştır. Geçmiş tecrübeler ışığında muhtemelen bu karar düzeltme taleplerinin de reddedileceğini ifade edebiliriz.

İhlal tarihleri dikkate alındığında bu tarih aralığında söz konusu bankalardan kredi kullanan (burada sadece konut kredisi örneğinden çözüm göstereceğiz) gerçek veya tüzel kişiler tarafından çok sayıda tazminat davası açılmıştır. Zira 4054 sayılı Kanun’un 57 vd. maddelerde rekabet ihlâllerden dolayı zarara uğrayanların tazminat talepleri bulunmaktadır. Tazminat taleplerine ilişkin davalarda iki önemli tartışma konusu bulunmaktadır. Bunların ilki, akademik düzeyde tartışmalı olan üç kat tazminattan ne anlaşılması gerektiği; ikincisi ise zararın hesaplanması yönteminin nasıl yapılacağıdır. Bu tür davalarda bilirkişi olarak görev alırken üç kat tazminat hesabından ne anlaşılması gerektiği hususuna ilişkin görüşümüz ve tazminat hesabına ilişkin olarak tarafımızdan geliştirilen bir formülü burada ana hatları ile açıklayacağız. Böylece şu an derdest olan yüzlerce davalarda ortak bir çözüm bulunması ve uygulamada içtihadın geliştirilmesine yardımcı olacağımızı düşünüyorum.


Rekabet Kurulu 08.03.2013 tarihli kararıyla 12 banka -AKBANK (bu banka istisna: 21.08.2007), DENİZBANK, FİNANSBANK, GARANTİ, HALKBANK, HSBC, ING, İŞ BANKASI, TEB, VAKIFBANK, YKB ve ZİRAAT- tarafından, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik fiyat tespit etmek amacıyla bir uzlaşma tesis edildiği ve bu uzlaşma kapsamında gerçekleştirilen iletişim ve uygulamalar vasıtasıyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi ihlal edildiği anlaşıldığından söz konusu 12 banka hakkında toplam 1.1milyar TL idari para cezası uygulanmıştır.

II. REKABET HUKUKUNDA ÜÇ KAT TAZMİNAT TALEBİ

4054 sayılı Kanun’un 58. maddesine göre “Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilir. [...] hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.”.

Üç misli tazminat hakkının hangi şartlar altında doğabileceği yine Kanun’da açıkça ifade edilmiştir. 4054 sayılı Kanun’un 57. maddesinde yer alan “... bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa ” şeklindeki açık ifadeden, Kanun’un 4. veya 6. maddesi kapsamında bir işlem veya eylemde bulunmak suretiyle başkalarını zarara uğratanların, bu zararları tazmine mecbur oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca üç misli tazminat sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için 4054 sayılı Kanun’un 58. maddesinin 2. fıkrasında, ortaya çıkan zararın tarafların anlaşması yahut kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanması şartı öngörülmüştür.

Tazminatın miktarının üç katı mı yoksa üç katına kadar herhangi bir miktar mı olacağı konusu öğretide tartışmalıdır. Bu konuda lehe veya aleyhe olan yorumlar bulunmaktadır[1]. Bize göre 4054 sayılı Kanun’un 58. maddesinin metni incelendiğinde ilk fıkra, zararın tespitinin nasıl hesaplanacağına ilişkin bir hükümdür. İkinci fıkra ise ihlâlin belli şartlar altında olması halinde daha ağır bir müeyyide öngörülmüştür. Bu hükmün lafzında doğrudan zarar ve buna ilave olarak üç katı tazminat yerine, sadece üç katı tazminat ifadesi kullanılmıştır. Eğer “ayrıca” veya “bunun yanında” gibi bir ifade olsa idi zarar ve üç katı tazminat birlikte talep edilebilirdi. Oysa böyle bir ifade bulunmamaktadır. Telif hukukunda da benzeri bir ifade tarzı olan üç kat tazminat hükmü Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında zarar artı üç kat değil ihlal halinde doğrudan ve sadece üç kat oranında bir tazminata hükmedilmektedir. Böylece zarar da bu tazminatın kapsamında karşılanmış olmaktadır. Şartların varlığı hususunda takdir hakkı elbette somut olayı inceleyen hâkime aittir. Hâkimin takdirini kullanırken yardımcı olmak için somut uyuşmazlık hakkında aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır.

Rekabet Kurulu kararına konu olay açısından konunun değerlendirilmesine gelince, bankaların kasıtlı olarak bir rekabet ihlali niteliğinde bir ilişkiye girdiği tartışmasızdır. Bu tür ihlâller rekabet hukukunda hard core (en ağır) ihlâl olarak kabul edilmektedir. Bankaların 2008-2011 arasında farklı oranlarda kredi faizleri üzerinde anlaştıkları Rekabet Kurulu tarafından tespit edilerek bu şekildeki bir eylemin 4054 sayılı Kanunu ihlal ettiğine karar verilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırılık şartı da gerçekleşmiştir. Bu ihlâl sebebiyle zarar ortaya çıkmıştır ve bu zararla eylem arasında illiyet bağının bulunduğu da tartışmasızdır. Zira krediyi alan gerçek veya tüzel kişi bu eylem olmasaydı daha düşük oranda faizle kredi alacak ve dolayısıyla daha az faiz ödemek durumunda kalacaktı. Zararın miktarı konusunda aşağıda ayrıntılı olarak bir hesaplama yapılacaktır.

Türkiye’deki büyük bankaların tamamının rekabet ihlâlinin içinde olması ve bu uzlaşmanın özellikle müşteri kitlesi olarak en zayıf halka olan tüketicileri hedef alması ve değişik tüketici kredileri üzerinden yüksek faiz oranının gerçekleştirilmesi dikkate alındığında ortaya çıkan zararın üç katı tazminata hükmedilmesinin ve böylece hem zarar görenlerinin menfaatinin korunması hem de gelecekte bir daha bu tür bir ihlâlin ortaya çıkmaması açısından kanun koyucunun 4054 sayılı Kanun’la getirmek istediği amaca da uygun olacağı kanaatindeyiz. Bu yüzden Kanun’unda yer alan “...üç katı oranında tazminata hükmedilebilir.” ifadesinin açık lafzı, taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlaması ve bu tazminatın caydırıcılık işlevi de dikkate alındığında üç katı oranında bir tazminatın cezai nitelikte bir tazminat olarak anlaşılması gerektiği ve ancak bu miktarın zararı da ihtiva ettiği şekildeki bir yorumun kanun koyucunun 4054 sayılı Kanun ile ulaşmak istediği rekabetin korunması amacına en uygun yorum olduğu kanaatindeyiz.

III. ZARARI HESAPLAMA YÖNTEMİ

Hesaplamada ihlâl oranın ve farkın belirlenmesi ve daha sonra bu oranın somut olaydaki verilere uygulanması esası benimsenmiştir. Zira Rekabet Kurulunun tespitine göre bu ihlâl 2011 yılına kadar devam etmiştir. Ayrıca 2008’de zirveye ulaşan ekonomik dalgalanmalar bu sürecin sonuna doğru daha olumlu bir seyir takip etmiştir. Tüm bu veriler dikkate alınarak yöntem geliştirilmiştir. Konut kredi emsali üzerinden bu yöntemi şu şekilde uygulamak mümkündür:

Rekabet Kurulu kararından anlaşılacağı üzere 23.10.2008’deki gerçekleşen 15 baz puanlık artışı oranlayarak alınan kredi tarihinde geçerli olan faize uygulamak suretiyle bu faizin serbest piyasa şartlarında oluşsa idi ne kadar olabileceği tahmini yapılmıştır. Bu şekilde bir oranın tespitinin davacının gerçekte olan zararının tespiti ve davanın taraflarının menfaat dengesinin sağlanması açısından adaletli bir hesaplamanın olduğu kanaatindeyiz.

Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı Rekabet Kurulu kararında yer verilen hususları tarih sırası da dikkate alınarak değerlendirmek gerekirse, Rekabet Kurulu kararının 6 nolu belgesine ilişkin olarak (paragraf 172) yaptığı incelemede söz konusu bankaların konut kredisinde 24.10.2008 tarihinde 15 baz puan (%0,15) artış gerçekleşmiştir:
Yukarıda aktarılan tablolardan, “rekabet” tanımı içerisinde yer aldığı değerlendirilen bankaların tamamının e-postanın gönderilme tarihine oldukça yakın dönemlerde konut, ihtiyaç ve taşıt kredisi faizlerinde artış yaptıkları görülmektedir. Ayrıca, aşağıda yer verilen Tablo 16’dan görülebileceği üzere, GARANTİ dışındaki dört bankanın konut kredisindeki artış miktarları birbirine eşit olup 15 baz puan (%0,15) şeklinde gerçekleşmiştir. Yalnızca FİNANSBANK’ın 120 ay üzeri vadelerdeki faiz oranı ile AKBANK’ın 12 ay altı vadelerdeki faiz oranı farklı miktarlarda artış göstermiştir. Ancak konut kredilerinin niteliği ve ortalama kullanım vadesinin uzunluğu dikkate alındığında bu vadeler ihmal edilebilir niteliktedir. İhtiyaç kredilerinde belirtilen artışın 10 az puana (%0,10) yakın gerçekleştiği, taşıt kredilerinde ise 5-20 baz puan (%0,05-0,20) aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede, değişiklik öncesi birbirleri ile iletişim kuran ve konut, ihtiyaç ve taşıt kredisi faiz oranlarında bir artış yapmak için uzlaşma içinde olan bankaların, belgede bahsi geçen 5 baz puanlık artış ile aynı olmasa da, faiz oranlarında aynı tarihlerde artış yaptıkları anlaşılmıştır.

Bu tarih dikkate alındığında geçen süre içinde faizlerin ekonomik düzelmenin yaşanılması sebebiyle düştüğü görülmektedir. Ancak Rekabet Kurulunun 177 nolu paragrafta tespit ettiği üzere bankalar arasındaki uzlaşma 22.09.2011 tarihine kadar devam etmiştir:
“Son olarak göz önünde bulundurulması gereken husus ise bankalar arasında bir uzlaşma sonucu gerçekleştiği anlaşılan kredi faiz oranlarındaki artışın etkisinin yalnızca ilgili artırım dönemi ile sınırlı kalmayacağıdır. Zira bankalar bir sonraki faiz artışlarını bir önceki faiz oranı üzerinden yapmakta ve dolayısıyla uzlaşma sonucu gerçekleşen artışın etkisi, sonraki dönemlerde bir uzlaşma olmasa yahut tespit edilemese de, devam etmektedir.”

Dolayısıyla 2008’deki 15 baz puan artışı daha sonraki tarihlerde aynı oranda kalmamış, hatta faizlerin düşmesi sebebiyle serbest piyasa şartlarında oluşacak oran ile uzlaşma sebebiyle oluşan oran arasındaki makası daralması ekonomik düzelmenin tabii sonucudur. Bu yüzden söz konusu bankalar arasındaki ihlâlin başlangıcında gerçekleşen 15 baz puanlık artışı oranlayarak davacının kredi aldığı tarihte geçerli olan faize uygulamak suretiyle bu faizin serbest piyasa şartlarında oluşsa idi ne kadar olabileceği tahmini yapılması daha isabetli olacaktır. Bu şekilde bir oran tespitinin tazminat davasında davacıların gerçekte olan zararının tespiti ve davanın taraflarının menfaat dengesinin sağlanması açısından adaletli bir hesaplamanın olduğu kanaatindeyiz.


IV. ORTAYA ÇIKAN FARKIN HESAPLANMASI

Somut bir emsal üzerinden bu hesaplamayı şu şekilde uygulamamız mümkündür:

Bir tüketici 06.05.2010 tarihinde kullanılan 130.000,00 TL’lik konut kredisi alması halinde hesaplama şöyle olacaktır. Dava konusu kredinin, ilgili Rekabet Kurulu Kararı’nda rekabetin ihlal edildiğinin tespit edildiği belirtilen 21.08.2007-22.09.2011 tarih aralığındaki bir tarih olan 06.05.2010 tarihinde kullandırıldığı tespit edilmiştir. Dava konusu 06.05.2010 tarihli 130.000,00.-TL bedelli konut kredisi, aylık %0,85 faiz oranı ile 72 ay vadeli olarak kullandırılmış olup, toplam geri ödeme tutarı 174.347,34.-TL olmuştur.

Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararının “J.2. Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlıklı bölümünün “J.2.5. Belge 6” alt başlıklı bölümünün; 172 nolu paragrafında söz konusu bankaların konut kredisinde 24.10.2008 tarihinde 15 baz puan (%0,15) artış gerçekleştirmiş oldukları tespit edilmiştir.

Bu tespite dayanak teşkil eden faiz artışlarının gösterildiği Tablo 14’te; davalı Akbank’ın aylık %1,74 olan konut kredisi faiz oranını 15 baz puanlık artış ile 24.10.2008 tarihinde aylık %1,89’a yükselttiği tespit edilmiştir. Bu artış oransal olarak %8,62’lik bir artışa denk gelmektedir. Söz konusu artış 24.10.2008 tarihinde gerçekleşmiştir. Ancak, dava konusu konut kredisi daha sonraki bir tarih olan 06.05.2010 tarihinde aylık %0,85 faiz oranı ile kullandırılmıştır. Bu nedenle aynı oransal artışın burada uygulanması durumunda dava konusu konut kredisinin aylık %0,78 faiz oranıyla kullandırılması gerekirken, oransal olarak %8,62’lik bir artış ile aylık %0,85 faiz oranıyla kullandırıldığı hesaplanmıştır. Buradan yola çıkarak, dava konusu konut kredisi için uygulanması gereken aylık faiz oranı %0,78 olup, aşağıda yer alan ve aylık %0,78 faiz oranına göre hazırlanmış 72 ay vadeli geri ödeme planına göre toplam geri ödeme tutarı 170.396,24.-TL olacaktır. Davacıya aylık %0,85 faiz oranı ile kullandırılan dava konusu konut kredisinin faiz toplamı 44.347,34.-TL olup, aylık %0,78 faiz oranı ile kullandırılmış olsaydı davacının ödeyeceği toplam faiz tutarı 40.396,24-TL olacaktı. Bu durumda, 06.05.2010 tarihinde kullanılan 130.000,00 TL’lik konut kredisinden kaynaklı olarak davacının zarar tutarı (44.347,34.-TL – 40.396,24.-TL) 3.951,10-TL olarak hesaplanmıştır.

Yukarıda anlatılan hesaplamayı formül üzerinde ve onun altında zararın miktarının hesaplanmasını şu şekilde gösterebiliriz:

  

V. SONUÇ
4054 sayılı Kanun’unda yer alan “...üç katı oranında tazminata hükmedilebilir.” ifadesinin açık lafzı, taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlaması ve bu tazminatın caydırıcılık işlevi de dikkate alındığında üç katı oranında bir tazminatın cezai nitelikte bir tazminat olarak anlaşılması gerektiği ve bu şekildeki bir yorumun da kanun koyucunun 4054 sayılı Kanun ile ulaşmak istediği rekabetin korunması amacına en uygun yorum olduğu kanaatindeyiz.

4054 sayılı Kanun’da zararın üç katı oranında öngörülen tazminatın düzenlendiği hükümlerde aranılan şartlar gerçekleştiği takdirde kredi sözleşmesinden dolayı hesaplanan 3.951.10-TL üzerinden üç kat tazminat talebi olarak hükmedilmesi gerektiği ve bu tutarın 11.853,30-TL’ye tekabül ettiği sonucu ortaya çıkacaktır.

Son olarak dava banka tüzel kişiliğine yöneltilmelidir. Zira şubelerin tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Şubenin işlemlerinden dolayı açılacak davada yetkili mahkeme şubenin bulunduğu yer mahkemesidir. Kredi sözleşmesinin tarafı tüketici ise tüketici mahkemeleri görevlidir.






[1]     Bu konudaki tartışmalar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. GÜL, İbrahim: ABD ve Türk Hukukunda Medeni Ceza, Ankara 2015. s. 349 vd.